Afganistan Milli İslami Hareketi Lideri ve Kurucusu Org. Abdurraşid DOSTUM’un “Afganistan Halkı için Barış Danışma Meclisi” münasebetiyle ilgili mesajı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

Merhum Muhammed Davud Han’ın önderlik ettiği, Şah’lık rejimine karşı darbe sonucunda ülkemiz Afganistan, krizler, savaşlar ve barışlar, umutlar ve umutsuzluklar, korkular ve çilelerle bölgede ve uluslar arası ilişkilerinde yeni bir boyut kazanmıştır. Bazı olaylar milletimizin beklediği ve arzu ettiği gibi gelişmedi maalesef. Ama başı dik ve kahraman milletimizin tarihteki takdiri böyleymiş. Davut Han’nın kurduğu cumhuriyet 1978’de bir darbe sonucu ortadan kaldırıldı. Bununla birlikte daha da zor bir döneme girmiş olduk. Afganistan, dünyanın dikkatini çektiği bir bölge haline gelerek Asya’nın en büyük savaş alanlarından biri haline geldi. Farklı ülkeler bölgede rekabete girdiler. Soğuk savaş en uç noktasına geldi. İslami cihat Sovyet işgalci güçlerini kovmak için şekil aldı. Ve sonuçta başarıyla da sonuçlandı.

Benim siyasi partilerle hiçbir bağım yoktu. Söylentilere göre, yeni rejim “Halk Partisi” egemenliği altında millete toprak dağıtıyor. İşçilere iş verecek, fakir, kimsesiz ve garibanlara yiyecek, giyecek, barınma, eğitim ve sağlık alanlarında kolaylık sağlayacaktı.

Yoksulluk ve fakirliği acı bir şekilde denemiş biri olarak bu dalganın içine girmiştim. Fakirliği yaşadığım için fakirlerin durumundan çok iyi anlıyordum. Eli boş, fakir ve mazlum halkımın haklarına kavuşması tek arzumdu. Biz mazlumduk… Hepinizin bildiği gibi ana dilimizde bile konuşamazdık… Ben Türk milletinin bir ferdi olarak hor görülürdüm. Milletim de aynı şekilde hor görülürdü. Ben bu bilinçlenmeyi siyasi öğretmenlerin nasihat ve yol göstermeleri neticesinde öğrenmemiştim. Hocam da yoktu… benim öğretmenim, hocam ve öğreticim milletimin çektiği sıkıntılar ve zorluklardı. Ben bu dersleri milletimin başına gelenler ve yaşadığı karanlık günlerden öğrendim. Benim öğreticim milletimin çektiği zorluklar ve çilelerdi. Milletim hor görülmüş, halkımın hakkı gasp edilmiş, insanlarımız siyaset ve devlet işlerinden uzak tutulmuş. Ben haklı mücadeleme MİLLET OKULUNDAN ders ve eğitim alarak başladım.

Hayatımı bu dava üzerine şekillendirdim. Saçlarımı meşakkatli, çileli ve haklı olan bu mücadele yolunda ağarttım. Taliban ülkeye egemen oldu. Mücahitlerin hükümeti çöktü. Ya da en azından egemen oldukları önemli bölgeleri elden verdiler. Ben Taliban’a karşı mücadeleye girdim. Milletimle beraber milli savunma cepheleri oluşturdum. Benim nasıl bir rolümün olduğunu milletim, dünya, uluslar arası güçler ve Amerikalı dostlarımız çok iyi bilir. Dostum’un mukavemet hareketinde, mücahitlere hükümetin geçmesinde, barış ve güvenliğin sağlanmasında nasıl bir rolü vardı? İnsaflı ve vicdan sahibi olan hiç kimse için bu anlaşılmayan bir durum değildir. Bırakalım!

Dünya ve uluslar arası dostlarımız bize yardım etmek için koştukları zaman gerçekten sevindim. Düşmanlara karşı mücadeledeyken Amerikalı dostlarımız, maddi, manevi, siyasi ve askeri bütün alanlarda bana danıştılar. Ben onlara gitmemiştim… Ben ülkemin kurtuluşu için cephelerde önderlikle meşguldüm. Barış, istikrar, milli refah ve adaletin ülkeme egemen olması umudu ve hepimiz bir ailenin, bir milletin, bir ülkenin fertleriyiz düşüncesiyle Her gün şehitlerimi gözyaşlarımla içim kan ağlayarak toprağa veriyordum. Ben adalet, vatandaşlık hakları ve halklar arasında eşitliğin sağlanmasından her zaman yanayımdır. Ayrımcılığın değil bütün halkların haklarına saygı gösterilmesine inanıyordum ve inanıyorum.  İnsan haklarına, milli, sosyal, ekonomik, kültürel ve sivil haklara saygı gösterilmesinden yanayım.

150 bin kişilik ordu kuvvetim, iktidarım ve partim “Afganistan Milli İslami Hareketi” bu arzuların gerçekleşmesi için mücadele ve cihat ediyordu. Benim kontrolümde olan bölgelerde farklı etnik gruplar yaşıyordu. Özgürlük ve güvenliğe kavuşmak için gençler, kadınlar, âlimler, kültürel ve aydın şahsiyetler, anneler ve bacılarım Kabil ve diğer illerden “Afganistan Milli İslami Hareketi”nin egemen olduğu bölgeye geliyorlardı. Atasözümüzde olduğu gibi “bir kişiye yeten kırk kişiye de kafidir”felsefesiyle… bir ekmek parçası varsa gelen misafirlerimizle paylaşırdık. Elimde olan imkânları asla esirgemedim. 11 Eylül saldırısından sonra dostlarım, silah arkadaşlarım ve kardeşlerimle beraber mücadelenin birinci safında yer aldım. Ben cephenin birinci safında savaşırdım. Uluslar arası güçler ise ikinci safındaydı. En azından benim kontrolümde olan mıntıkalarda buna uluslar arası askeri güçler ve özellikle Amerikalı dostlarımızın buna itiraz edeceklerini sanmıyorum. Düşmanlar suyu bulandırıp balık avlama peşindeydi. Ben o kadar da düşüncesiz davransaydım bugün hayatta kalmazdım ve milyonlarca insan benim yanımda olmazdı. Düşman ilk desise ve komplolarını Faryab ilinde bana karşı başlattı. Kendi öğrencilerimi bana karşı kullandı.

Ama ben yine de bütün zorluklar ve engelleri geleceğe yönelik yeni umutla birlikte sineye çektim. Ben ve partim Afganistan’ın barış, istikrar ve yeniden yapılanması için mümkün olan bütün alanlarında aktif bir şekilde yer aldık. Çünkü ben adil, demokratik, mantıklı ve siyasi ortaklığa inanıyordum ve inanıyorum. “DDR” yani silahsızlanma sürecine katılan ilk şahıs benim.

Askeri birliklerimi lav ederek silahlarımı teslim ettim. Benim o kadar silahlı gücüm vardı ki hala bütün silah depolarımı taşıyabilmiş değiller. Cumhurbaşkanlık ikinci seçiminde barışın sağlanması ve uluslar arası toplum ve uluslar arası dostların isteklerine olumlu cevap verebilmek için ölümü bile göze alarak Afganistan’a girdim. Milletimden Sayın Karzai’ye oy vermelerini istedim. Benim oyumun en meşru oy olduğunu herkes de bilir. Hile kesinlikle karışmamıştır. Sayın karzai’nin mevcut hükümetine meşruluk kazandıran ve inkâr edilemez etkileri vardı. Ama bu yardımlar, destekler ve iş birliği ki ülkede barışın sağlanması ve krizlerin, savaşın çıkmaması, halklar arasına nifakın girmemesi içindi, sonuç ne oldu?

Ahde vefa yerine güvensizlik ve siyasi oyunlarla karşı karşıya geldim. Bu siyasi oyunlar ve ahde vefasızlıklar artık dayanılamaz bir hale gelmiştir. Ben bu oyunlardan haberdarım ama her zaman milletimin istişaresiyle sessiz kalmışımdır. Hatta şahsım, partim ve milletimin zararına olduğu halde bile sabretmişimdir. Çok sabretmişimdir… Er ya da geç hak ve adalete saygı gösterilir umuduyla sabretmişimdir. Ben Afganistan halkıylayım. Halkımlayım… Bu milletin hayrını istiyorum. Barış, istikrar, demokrasi, adalet ve kardeşliği istiyorum. Ama gerçekten böyle bir siyasi sistem böyle bir davranışla barışı sağlayıp Afganistan halkının beklentilerine cevap verebilir mi?

Halk 30 sene boyunca yalanlar duydu. Nasıl güvensin, yeter artık… Biliyorum sözlerim çok sert ve acıdır. Afganistan halkına ve milletime önceden söyleyeyim, ne zaman ki haklı olan sesimi yükseltmezsem propaganda ve yalanlar dalgası benim aleyhimde örülmeye başlıyor.

Açık ve net söylüyorum: “Allah’ın damarlarımda akıtan kanı, ecdadımın ve atalarımın kanı ve bana mirasıdır. Allah’tan başka hiçbir güç ve baskı omuzlarımı ve dimdik duruşumu asla eğdiremez.”

Saygı göstereceğim şey sadakat, doğruluk, doğru sözlülük ve ahde vefadır. İnsanlar gelip geçicidir. Hepimiz Yüce Allah’a döneceğiz. Ama hak ve adalet için mücadele anılarımız tarihin sayfalarında kalıcıdır. Benim bu haklı mücadelem ve hareketim, ben olsam da olmasam da vatanım ve dünya tarihine geçecektir.

Mücadele döneminin başlarında Hazare halkının eşsiz önderi ve Afganistan’ın milli liderlerinden Üstad Abdul Ali Mezari ile bir anlaşma yapmıştım. Ben, siz milletime ve özellikle kahraman Hazarecat halkına o anlaşmaya sadık olduğumu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Mücadele yıllarından sizlerin çektiği çile ve meşakkatleri yakından biliyorum. Emin olun ki Üstad Şehit Mezari gibi, o anlaşma ve sizleri savunmak için yapılan ortak anlaşmalara saygıyla sadık kalarak sizlerin yanındayım. Üstad Muhakkık benim en yakın dostumdur. Şehit Üstadın düşmanları bizi mesele ederken Cenk Kalesi’ne Mahmut Misteri gelmişti, o toplantıda ne dedik? Ne olup bittiği ve ondan bahsetmeye gerek yok. Kendisi bir destandır. Benim de şimdi onları anlatmaya mecalim yok belki sizlerin de dinlemesi zordur. Türkiye’de eğitim görmekte olan kendi evlatlarıma kahraman şehidimizin yıldönümünü her sene Hazare, Özbek ve diğer kavimlerin gençleriyle beraber anmalarını bizzat talimat verdim. Öyleyse bu büyük dostluğun zarar görmesine asla müsaade etmeyiniz.

“Barış” istişare meclisi ile ilgili bazı konulara değinmek istiyorum. Dikkatli olun, Cirge (meclis) ne anlama gelir?

Bihsud halkı kan ağlıyor, milletin asli büyükleri bu mecliste gözükmüyor. Mesud, milli kaharamanızdır, itiraf etmek lazım. Milli kahramanın kardeşi Ahmed Ziya Mesud bu mecliste yok. Üstad Muhakkık ve Hazre halkının önde gelenleri ki Üstad Abdul Ali Mezari’nin öğrencileri ve takipçileridir bu mecliste yoklar. Öyle ise bu meclis nasıl sonuç verecek? Uluslar arası dostlarla açık konuşmak istiyorum. Milletin terörizmden kurtulması için uluslar arası güçlerle omuz omuza vererek terörizmle mücadele yolunda nice şehitler verdim. Aziz şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum. Ayrıca, Afganistan’a yardımları için uluslar arası dostlara da teşekkür ediyorum. Ama söylemek istediğim konu ise şudur: uluslar arası yardımların heder olmasına izin vermeyelim. Bir baş olmalı ve bu yardımlar savrulmamalı… Bu dostlarımızın Afganistan’ı çok iyi analiz etmeleri lazım. Afganistan imparatorlukların bile çöktüğü bir bölgedir. Britanyalı dostlarımız ve eski komşumuz Sovyetler Birliği bu gerçeği çok iyi bilirler. Öyle ise strateji ve planlara dikkat edilmesi lazım. Bu ülke öyle bir ülkedir ki eğer bir insan ya da kuvvet yakalanır da elini çekmek isterse ayağı çamura takılır düşer. Eğer ayağını çekmek isterse de eli. Ben köyden ve halkın içinden çıkmış bir generalim. Bu milletten adım adım aldığım ders ve eğitimler ve kendi edindiğim tecrübelerim sayesinde öğrendim. Ben teorik akademiler eğitimlisi değilim, millet okulunun eğitimlisiyim. Uluslar arası güçler ve dostlarımız iyi hatırlarlar. Şahsım için söylemiyorum. Gerçekten en iyi komando ve yetişmiş askerlerimiz var. Onlardan iyi bir şekilde yararlanılmalı. Vatan Afganların vatanıdır, vatanlarını bizzat kendileri terörizm şerrinden kurtarmalıdır. Kendileri savaşın birinci saflarında olmalılar. Bu güçlerden yararlanılmalıdır, maalesef bu milli ve dâhili kuvvetlerden doğru bir biçimde yararlanılmıyor. Açık ve net söylüyorum barış ve istikrarın sağlanmasında terörizm ve el-kaide ile mücadelede nasıl bir rolümün olduğunu dünya da bilir. Bugün ve gelecekte de aynı rolümün olabileceğini hatırlatırım.

Benimle anlaşmalar yapıldı daha sonra ihlal edildi ve onlara uyulmadı. Ben o anlaşmanın gerçekleşmesi ve adaletin sağlanması için baskı yaparım. Dostum, barış, özgürlük, insan hakları ve adaletin savunucusudur, bu kimseye de gizli değildir. Her şeye rağmen ben evimde oturuyorum, kimseye de zararım dokunmuyor. Ama hiçbir şahıs, kuvvet ve birim tarafından eziyet ve rahatsız edilmeyi de kesinlikle tahammül etmem. Kanuna göre kendini savunma hakkı meşru haktır. Uluslar arası dostlarımız da bu meseleye vakıftırlar. General Dostum, her zaman özgürlük, barış, demokrasi ve adaletin savunucusu olmuştur. Kanunları çiğnemek nerede ben nerede?

Ama unutulmamalıdır ki General Dostum’un bulunması terörizm, el-kaide ve Siyonizm için büyük bir engeldir. Bu nedenle General Dostum aleyhinde desise ve komplolar kuruluyor. Herkes bilir ki, Taliban ve El-kaide’nin Afganistan’ın kuzey ve kuzey doğu bölgeleri ve mıntıkada saldırmalarının karşısında General Dostum büyük bir duvar ve settir. Her seferinde, General Dostum’un sesi hak ve adalet isteyerek yükselmeye başladığında Taliban ve El-kaide taraftarları komplolar kurarak kargaşalar çıkarmaya yöneliyorlar. Ama eminim ki hak ve hakikat olan her zaman kazanmıştır ve ülke, mıntıka ve dünya tarihi bu haklı mücadeleleri asla unutmayacaktır. Ben, Allah’ın lütfü ve milletimin desteği ile adalete ulaşmak için belirleyici kararları en önemli ve kritik anlarda alabilmiş biriyim. Bir kez daha açıkça beyan ederim ki haksızlığa asla göz yummam. Ve şayet hak ve adalete saygısızlık olacaksa ve başka bir zulüm gerçekleştirilmek istenirse Allah’ın yardımı ve milletin desteği ile milletimi hak ve hukuk istemeye sahneye çağırırım. Biz 21. yüzyılda yaşıyoruz, hangi türden olursa olsun zorbalıklar kabul edilmeyecektir. Şairin dediği gibi: “O kadeh kırıldı ve o saki de kalmadı.”

Son olarak, Afganistan’nın kahraman halkına açıkça beyan ederim, benim aleyhime çeşitli desise ve komplolar kurulmuştur, ben ve partim “Afganistan Milli İslami Hareketi” özgürce kararlar alacaktır. Eğer bir yerlere bağlılık söz konusu ise o bağlılık da Afganistan halkınadır. Ben Afganistan halkının, milletimin ve ülkemin yükselmesini düşünüyorum.

Afganistan Milli İslami Hareketi Lideri ve kurucusu

Orgeneral Abdurraşid DOSTUM